pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2008 Çarşamba

İTALYANLARIN, ÜRÜN KOLLEKSİYON SATIŞ İLETİŞİMİ VE MARKA KÜLTÜRÜ


İtalyan merkezde, şirkete farklı vizyon kazandıran üründür. Moda endüstrisi için geçerli İtalyan akımlarına tasarımcılarına bakıldığında, üründen hareketle, İtalyan yaklaşımda vizyonu geliştiren, üründen yola çıkılıyor. Bu çemberin her birinde tüketiciyle ilişki olması önemli değil. Tüketicinin o ürünün mağazasına gelmesi önemli.

Farklı yaklaşımlarda söz konusu;

Daha çok amerikan firmalarının yöntemi; iletişim, tasarım, ürün...

Stratejiden hareketle bir ürün çıkarmaya en iyi örnek APPLE

Yeni neslin yoğun bir şekilde internetten müzik indirdiğinden yola çıkarak bir ürün çıkarttılar.

Amerikan tasarımcılar katalizör görevi görerek somut bir ürün ortaya çıkarıyor. Amerikan yaklaşımı vizyondan hareket ediyor.


Yukarıdaki grafik kimliği olan ürünlerin çok fazla sayıda olmadığını gösteriyor.

İnovasyonun sınırları var sıçrayışları var.Üründe kullandığınız süreçte yenilik yapabilirsiniz.Ürün dağıtımında değişiklikler yapabilirsiniz.Yada Pazar hedef tanımınızı değiştirebilirsiniz.İnovasyon bunların hepsinde olur.

Değişik firmaların inovasyon süreçlerini incelemek istersek;

İKEA

İnsanlara günlük hayatlarını kolaylaştırabilecek şekilde, ürünler tasarlamaya odaklanıyorlar. Her zaman ürün odak oluyor. İkea tüm süreçlerde inovasyon yaptı. Tedarik zincirini iyi tutmaları gerekiyor ki ürünü tasarımı ucuza verebilsin. Tasarımı düşük maliyetle sunuyorlar.

İkea’nın hedef kitlesi gençler,düşük ve orta seviyeli insanlar. Ürünü siz gidip alıyorsunuz. Değişik ve sürekli yenilenen tasarımları ucuza alabiliyorsunuz. Beğendiğinizi götürmek,ve montajını kendiniz yapmaktan kaçınmıyorsunuz.

Böylece üründe inovasyondan başlayıp, tüm süreçlerde bunu uygulandığını görüyoruz.

Örneğin;Çin de yeni nesil için İkea’ dan ürün almak bir prestij. Burada işin tamamı öne geçiyor.

Üründe inovasyonla başladık ve tüm süreçlerde inovasyonun uygulandığını görüyoruz.

ZARA

Zara piyasadaki tedarik zincirini değiştiriyor. Fikir öylesine bir kuruluş kurmak ki her türlü tasarımı tüketiciye hızlı bir şekilde buluşturabilsin. Geniş bir tedarik zinciriyle hızlı bir şekilde ürünü tüketiciyle buluşturarak koleksiyonu her ay değiştireceğiz diyor. (Fast Fashion) Ve bunun dağılımını hızla yapacağını söylüyor. Diğer firmalar koleksiyonu altı ayda bir

değiştirirken Zara da müşteri her ay gittiğinde yeni bir şeyler bulabiliyor. Zara ya yılda 12 ay gidilebilinirken diğer firmalara yılda iki kez gidiliyor. Zara İtalya da ortaya çıktı ve iyi bir lojistik ağı kurdu. Pek çok ülkede ve Çin de üretim yapıyor. Bunları sonra nakliye yapıyor. Onun için fiyatının düşüklüğü değil önemli olan tüketiciye hızlı bir şekilde tasarımları ulaştı.


ÖNERİLER

1- Her şey den önce şirketler iyi bir güvenilirliğe sahip olmalı। Ürün ve imajınızın zarar görmemesi gerekiyor।

2- Yaratıcılık da yenilik kullanılması gerekiyor. Doğru dengeyi iyi kurmanız gerekiyor. Şirketiniz için doğru dengeyi siz kuracaksınız.

Güvenilir olmak yeterli de çok temkinli ile çok yaratıcı olmak arasında dengeyi iyi kurmak gerekli.

Güvenilirlik ve yaratıcılık sonuçla odaklanılmalı. Güvenilir olmak, geçmişteki verilere göre çalışmak.

İnovasyon da böylesi bir şey yok. Değişkenlerin ve olasılıkların sayısı artıyor. Bunlar arasındaki dengeyi iyi tutmak gerekiyor. Bu ikisi arasındaki dengeyi iyi tutulması gerek.

Güvenilir olmak geçmişteki verilere göre çalışmaktır.

İnovasyon ise yenilikçilik de böyle bir şey yok. Değişkenlerin ve olasılıkların sayısı artıyor. Bunların arasındaki dengeyi iyi tutturmak gerek. Yenilikçiliğe açık olmak ve gelenekçiliğe devam etmek gibi. Her şirketin yenilikçilik ve güvenilirlik yüzdeleri farklı oluyor. İyi bir marka yaratmak için kendimize bu soruları sormamız gerekli.

Üretim odaklı vizyondan marka odaklı vizyona geçiş nasıl olmalı?

Neden kimlik yaratmalı?

Marka kimliği nedir?

Marka evrimi nedir?

Marka evrimleştikçe neler olur?

17 Şubat 2008 Pazar

ÖNCE MÜŞTERİ (CRM)



Müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) firmanın büyüklüğüne ve içinde bulunduğu sektöre
bakılmaksızın tüm firmaların şu ya da bu şekilde uygulamaya çalıştığı bir model. Bir firma için temel amaç para kazanmak ve bu geliri sürekli hale getirebilmek.
Sürekli gelir ise ya sürekli yeni müşteriler elde etmekten ya da mevcut müşterileri elde tutmaktan geçiyor. İşte CRM bu noktada çok önemli.

Müşteri ilişkileri yönetimi ya da çok popüler kısaltması ile CRM, son birkaç yılda, her ölçekten şirketin stratejik ajandasında yer alan bir yatırım. Üzerine binlerce rapor yazılan, milyonlarca dolar yatırım yapılan ve hala gelişmeyi sürdüren bu alan acaba iş dünyası için neler vaat ediyor?
Öncellikle CRM pazarının son yıllarda nasıl bir gelişme sürecinde olduğuna bakıldığında karşımıza iş dünyasının yaşadığı büyük değişim çıkıyor. Dünyada, hemen hemen tüm pazarlarda rekabetin arttığı, ürünlerin pazara girme sürelerinin kısaldığı ve marjların düştüğü bir ortamda müşteriye daha etkin ulaşmak, müşterinin isteklerini anlayarak ürün ve hizmetleri bu yönde şekillendirmek de büyük önem taşıyor.
CRM’ in C’ si yani müşteri (customer) kavramının son yıllarda yaşadığı değişim gerçekten inanılmaz boyutlara ulaştı. Bu yeni döneme gelinmesinde birkaç temel nokta büyük rol oynadı.

. Ürün ve hizmet çeşitliliğinin inanılmaz biçimde artması ve müşterilerin tercih olasılıklarının çoğalması.

. Bilgi ve iletişim teknolojilerini etkin kullanan müşterilerin, bilgiye, rakibe ve eşdeğer ürünlere çok kolay erişebilir bir hale gelmesi

. Teknolojik yapılar, ürün ve hizmetlerin pazarlanmasından dağıtım kanalına dek iş süreçlerini değiştirdi ve müşterilere çok farklı kanallardan erişim sağladı. Bu aşamada müşteriyi elde tutmanın yolları da farklılaştırdı.

Müşteriyi elde tutmanın yolu

CRM bir kültürdür ve bu kültürün firmaya yerleşmesi zaman alır. Eskiden mahalle bakkalının uyguladığı sistem aslında müşteri ilişkileri yönetiminin temelini oluşturmaktadır. Mahalle bakkalı müşterilerini birebir tanır, onların hatırını sorar ve hatta ihtiyaçlarını tahmin ederek onlara hatırlatır. Böylelikle sadık müşteri portföyü oluştururdu. Bugün ise binlerce müşterisi ve yüzlerce çalışanı olan bir CRM kültürünün benimsemesi gerekiyor.
Yapılan birçok araştırma, müşteriyi elde tutmanın, yeni müşteri kazanmaktan çok daha karlı bir iş olduğunu ortaya koyuyor. Müşteriyi elde tutmak da, taleplerini tam anlamıyla karşılamak ve bunları kısa sürede kullanılabilir hale getirmekten geçiyor.
Müşteriye ihtiyaç ve arzularına göre farklı çözümler sunabilmek bu doğrultuda çok önemli.
Özellikle, 5 yılda bir müşterinin yaklaşık yarısını kaybeden şirketlerin buna acil bir çözüm bulması gerekiyor. Sonuç olarak CRM iş alanınız ne olursa olsun, müşteri ilişkileri ve müşteri ilişkileri yönetiminden geçiyor.

23 Aralık 2007 Pazar

BAŞARI HİKAYELERİ

Başarının bambu ağacı ile alakası ne?

Gerçekten doğru değil mi? Başarının bambu ağacı ile alakası ne olabilir ki; çinliler bambu ağacını şöyle yetiştirir:
''… Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. 1. yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı 2. yılda da toprağın dışına filiz vermez. 3. ve 4. yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.
Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla 5. yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.
Ve nihayet 5. yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve 6 hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.
Akla gelen ilk soru şudur;
Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı yokda 5 yıldamı ulaşmıştır?
Bu sorunun cevabı tabii ki 5 yıldır. Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi, ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik?..
Başarının şartları her zaman çok basittir.
1. Bir süre için çalışın
2. Bir süre tahammül edin
3. Her zaman inanın ve hiçbir zaman geri dönmeyin.

KAVAKLA KABAK


Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş bir zamanlar… Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına salınarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve nerdeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş.
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
'' Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç? ''
'' On yılda'' demiş kavak.
'' On yılda mı?'' diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak. ''
''Bak neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim! ''
'' Doğru'' demiş ağaç, '' Doğru''
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.
Sormuş endişeyle kavağa?
- Neler oluyor bana ağaç?.
- ''Ölüyorsun'' demiş kavak.
- Niçin?
- '' Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.''

SAĞIR KAPLUMBAĞA

Kaplumbağalar kendi aralarında yarış yapmak istemişler, zor yokuşlu tepeyi kim çıkarsa ona çok büyük ödül verileceği duyurulmuş.
Ama bu tepe o kadar yüksekmiş ki, kimse oraya çıkmaya ve tırmanmaya cesaret edemiyormuş. Sırf ödülü kazanmak için, hile yapmak niyetiyle bu yarışmaya katılmak istemiş bazı kaplumbağalar, ama katılmaya cesaret edemeyenler ise, dedikodu yapıyormuş kendi aralarında.
‘’ Kimse o tepeyi çıkamaz, boşuna uğraşmayın diye !..’’
Kaplumbağalar yarış zamanı gelince başlamışlar tırmanmaya, aradan saatler geçmiş, tepe varılacak gibi değil, bazıları pes etmeye başlamış, bazıları ise devam ediyormuş ama arkalarından bir ses; ‘’ Boşuna uğraşmayın, çıkamazsınız o tepeyi !.. ‘’
Kaplumbağalarının bazıları da, bu sese ve dedikoduya yenik düşmüşler. Ve pes etmişler, içlerinden bir tanesi yoluna devam etmiş, hiç yılmadan ve pes etmeden tepeyi tırmanmış.
Aşağıya indiğinde, o tepeyi nasıl tırmandın diye sormuşlar kaplumbağaya, hiç yanıt vermemiş kaplumbağa. Çünkü sağırmış. Sizde bazı şeyleri duymazdan gelin ve pes etmeden yolunuza devam edin.

Bu hikayeler size çocuk masalı gibi gelebilir, ama ders çıkarılması gereken hikayeler bence. Hayatın gerçekleri olarak kabul ettiğim bu hikayeleri sizlerinde ders çıkarmasını umduğum için paylaşamak istedim.

RESSAM VE ÖĞRENCİSİ

Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış.Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş.
Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gitmiş.
Usta ressam üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış..Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış.
Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş:"İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma."

Kaynak: Başarı hikayeleri

RENKLERİN DANSI


‘’ Sevgi ışıktır, ışık bilgi’’
Sloganımız buydu. İlk önce bale gösterisi ile başlamıştı, sonra çocukların ellerindeki renkli kurdeleler gökkuşağı gibi ışık ve sevginin çeşitli renklerini saçıyordu. Beyazlar içindeki çocuklar, masum görünüşlerine daha da çok masumiyet katıyordu. Ardından defile başlamıştı.
Midi boydan, uzun kloş boya doğru uzanan etek boyları, üzerindeki renkli boy orantılı ceketlerle kombin yaratıyordu. Büstiyer ve gömleklerin üzerindeki renkli pul işlemeler, transparan şort ve pantolonlarla bütün oluşturuyordu. Ceket ve eteklerdeki perspektif açı adeta dans ediyordu ve insana ‘’renklerin içinde, düşlerin içinde, olmak sessizce!..‘’ dedirtiyordu.
Şimdi merak ediyorsunuz değimli? Bu defile ne zaman, nerdeydi diye? Yıl, 1999, yer, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı, Saat: 19 suları. Yıllar geçti ardından ama aynı heyecanı tekrar içimde hissediyorum. İşte moda ve tasarımcılık böyle bir şey, yıllar geçsede hiçbir zaman o heyecanınızı yitirmiyorsunuz?

AR-SE (Neslihan Yargıcı) Defile

1999 yılı AR-SE (Neslihan Yargıcı) yönetmeliğinde gitmiş olduğum 1 yıllık eğitim süreci, bana moda hayatımda farklı bir bakış açısı kazandırdı. Burada, çizim nasıl yapılır, model ve tasarım nasıl çıkarılır, renk varyantları ve koleksiyon hazırlama aşamaları gibi eğitimlerin sonunda ise, defile organizasyonuyla sonuçlanan bir gelişim süreci.
Meslek Lisesi çıkışlı olduğum için, kalıp çıkarma ve dikiş dikme gibi avantajlarımı burada fazlasıyla kulllanmıştım.
Şimdi düz lise mezunu olup, bu işe heves etmiş pek çok genç arkadaşımın tekstile bu tür kurslara katılarak başlamış olduğunu gözlemliyorum. Ama maalesef kurs yada okulu biridikten sonra çok hayal kırıklığına uğruyorlar. Tekstil çok fedakarlık istiyen bir meslek dalı, özellikle modacı ve tasarımcı olmak bu kadar kısa sürede olunabilecek, basit bir iş değil. Temel iyi olmadığı sürece, bilinçsiz yapılan bir uğraş haline dönüşüyor. Pek çok arkadaşım var, bu meslek dalına heves edinmiş ve uğraş veren. Ama ben neticede şunu anladım ki, çocukluğumdan beri bu mesleğin içinde olmama rağmen, hala bir şeyler öğrenme ve eksiklerimi tamamlama çabası veriyorum. Bu iş hiç göründüğü kadar basit değil.
Cemil İpekçi'nin bir röportajında okumuştum. Bu işe ilk başladığı zamanlarda, İstanbul'un ara sokaklarında bir atölyede stilist olarak çalışıyormuş. Ve burada fareler cirit atıyormuş. O kadar iğrenç bir ortammış ki, 15 yaşı altındaki ufak çocukları çalıştırıp, müşteri geldiğinde onları masa altlarına saklıyorlarmış. Bu tür yerler görmedim dersem yalan söylemiş olurum. Maalesef ki, küçük atölyelerde bu tür şeylerle karşılaşmak çok mümkün. Bir çok atölye ve firma, sigortasız eleman çalıştırıyor veya herhangi bir ücret vermeden, deyimsizsin diye insanların haklarını yiyorlar. Bu piyasaya yeni atılmış ve hevesli olan genç arkadaşalar da sadece biraz deneyim edinebilmek için bu tür şeylere göz yumuyorlar.Yada büyük hayallerin peşinde koştukları için, yerlerinde sayıklıyorlar.
Şimdi sormak lazım, hatalı olan burada, bu işe hevesli olan genç arkadaşlarmı, yoksa firmalar mı?...
Benim tavsiyem sadece, bu işe gerçekten emek verin ve sabırlı olun. ve en önemlisi mümkün ise, meslek lisesi bitirin ardından kurslara katılın ama idealleriniz yüksek olsun, mutlaka bu işin, yüksek okulunu okuyun. Moda, Tasarım, Tekstil yada GSF mezunu olun.
Ve hiç pes etmeden, yılmadan sürekli çalışın. (Hayalleriniz büyük olsun ama adımlarınız küçük.)

24 Kasım 2007 Cumartesi

MODA TASARIMCILIĞI


''Moda tasarımcısının iş kurma rehberi'' Bu kitabı okuduktan sonra bana çok şey kattığını ve hayatımı tamamen değiştirdiğini itiraf etmeliyim.

Kitap da yer alan tüm ünlü ve isim yapmış başarılı modacıların tavsiyeleri yer almakla beraber modaya yeni adım atmak istiyen veya adım atmış olan kişilere tavsiyelerde yer almakta.


Kitap'a başlarken, ilk paragrafında bir cümle beni çok etkilemişti. '' Bilgi güçtür ve en kötü haber bile, içinde bilgiler barındırdığı sürece motivasyonunuzu olumsuz etkilememelidir.''


Ünlü tasarımcı TOMMY HILFIGER moda tasarımcılığını şöyle tanımlamış.


'' Başarılı bir moda tasarımcısı addedilmek sadece harika giysiler yapmakatan çok öte birşeydir. Bir işletmeyi yürütmek demektir; buda çeşitli becerilerin bir arada bulunmasını gerektirir. İyi bir moda tasarımcısı olmak için yaratıcılık, iş yapma becerisi, sosyal beceriler, yönetim becerisi ve en önemlisi adanmışlık gerekir. Genç tasarımcılara verebileceğim en iyi tavsiye, öncellikle büyük hayaller kurmaları ve kendilrine inanmaları, ardından modaya kutsal bir bakış acısıyla yaklaşmalarıdır. İşe harika bir ürünle başlamalısınız, ayrıca o ürünü müşterinizi eline ulaştırmak için doğru araçalara sahip olmalısınız. Yani planlama, araştırma, ticaret noktalarında doğru adımlar atmak, çok iyi ilişkiler kurmak, çok iyi bir pazaralama planına sahip olmak ve tüm bunları dikkkatlice değerlendirmek, yönetmek gerekir.''


JOHN BARTLETT : '' Eğer kendi üretiminize başlamak istiyorsanız şu iki şeyden birini yapın...


Onların hatalarından ders çıkarmak için en az 4 yıl boyunca başka bir üretici için geceli gündüzlü çalışırdım... ya da ürün kategorisine odaklanırdım. Örneğin sadece t-shırt yada ayakkabı yapardım. Bütün enerjimi de mümkün olan en iyi ürünü ortaya çıkarmaya harcardım. Pek çok tasarımcı bütün bir koleksiyon çıkarmak ya da defile hazırlamakla uğraşırken yolunu kaybeder. Unutmayın, defileler ego tatmini içindir; ürünse hayatta kalmak için.''


DIANE VON FURSTENBERG : Önemli olan yaptığınız şeye inanmaktır. Büyük hayallerin peşinde koşun ama adımlarınızı küçük küçük atın.


DONNA KARAN : ''Hiçbir zaman aklınızdan çıkarmamanız gereken üç temel şey var: Sonuçta her şeyin müşteride-müşterinizde bittiğini bilin. Onun kim olduğuna karar vermeli ve ne istediğini de bilmelisiniz. Müşteri kitlenizin ne istediğini ve kim olduğunu bilerek hareket etmeniz; sizin güçlü, sürekli bir mesaj vermenizi sağlayacaktır. Sonra sırtınızı dayadığınız insanların sizden daha iyi olmasına dikkkat edin ve kendinizi onlarla aynı seviyede tutun. Son olarak, asla iyi haberlere kulak asmayın; çünkü bu kötü haberlere kulak asmanız anlamınada gelir. Sadece kendiniz olun. ''


CYNTHIA ROWLEY : ''Öncelikle kurallları öğrendikten sonra, şansınızı denemeli ve bir tasarımcı olarak cesaretle işe atılmalısınız. Fikriniz sizi başarıya götürsün ya da götürmesin, önemli değil. Önemli olan kararlı bir şekilde elinizi taşın altına koymak. Moda endüstrisi sürekli evrim geçiren bir sektördür ve başarılı olmanın yolu, bakış açınıza sadık kalmak ve dürüstlükten sapmamak şartıyla, değişimden ve adaptasyondan geçer.''


RICHARD TYLER : '' İnsanların neyi beğendiğini ve tam olarak neyi giyeceğini bilmek önemli bir ayrıcalıktır. Müşterinizi tanıdığınız zaman; ilginizi çeken ve sizi motive eden şeyleri tasarlamakla, giysilerinizi giyen kişi için tasarım yapmak arasındaki dengeyi size onlar gösterecektir.''


Ve son olarak, benimde modaya adım atarken aldığım en önemli ders ; soru sormak, bol bol araştırma yapmak ve yardım istemek, diye eklemek istiyorum.

Moda, tasarım, aksesuar, pazarlama, crm ve daha pek çok başarı hikayeleri gibi yazılarda buluşmak dileği ile !.. :)