öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2009 Cuma

MERHABA YENİ YIL


Geçen ay yoğunluktan yazamadım, 2009’ un ilk satırlarını ve duygularını, içimden gelenleri aktarmak istiyorum sadece bu kez. Moda değil, sanat değil, sergi değil, söyleşi değil, benim bloğumda, benim sayfamda sadece içimdeki duygular….

2008 bana çok uğurlu geldi aslında. Yüksek lisans, farklı iş olanakları, http://www.cosmoturk.com/ da ‘’ CosModa’’ köşesi, diliyorum ki 2009 da daha güzel, sağlık, başarı, mutluluk, aşk, huzur ve tüm güzelliklerle hepimizin olsun.

Bazen bomboş satırlara sığmaz sözcükler her şey yarım kalır tıkanır, hem yazmak istersiniz hem yazamazsınız, hem söylemek istersiniz hem aktaramazsınız. Bir karmaşa sarar tüm ruhunuzu bedeninizi, hem ağlamak istersiniz geçmişinize ağlayamazsınız, gülmek istersiniz deli gibi bu olanlara ama bazen anlamsız gelir gülmek yada utanırsınız bu halinize güldüğünüze o yüzden sadece boş boş bakarsınız etrafa tüm olanları izlersiniz tiyatro izler gibi hayatınız film şeridi gibi geçer birden siz sadece boş bir koltukta izlersiniz tek başınıza kendi hayatınızı.

İşte bütün 30 senelik ömrün böyle geçti, hep içimdekilerle boğuşarak bazen susturdum içimdeki çocuğu sakın ağlama diye öğütledim değmez bu hayata dedim sakın ağlama. Kimse için hiç bir şey için değmez sadece gül 2 günlük dünyada dün ve bugün için hayatını yaşa. Hayat güzel yaşamaya değer her acı yaşanır geçer izi kalır hep kaldı. Bazen çok mutlu oldum sebepsiz, sorgulamadan hiç bir şeyi, en ufak bir şeye gülümsedim umarsızca. Her yıl, her ömür, her gün, her saat, her dakika, her saniye ömrümden bir parça alıp götürürken ben sadece seyrettim, izledim olanları.

Benimde hikâyem var dedim, şu dünyaya anlatacaklarım, yüzümde yarım kalmış çizgiler ve satırlara sığmayan duygularım var dedim dinlemedi. Boş ver geçer zaman, her şey geçer tadı kalır ya da acısı kalır içinde sadece, sonra seninde yazacakların olur dedi. Dizine yattım uyut beni dedim, bana güzel bir hikâye anlat, peri masallarındaki gibi bir hikâye, mutlu sonla biten bir hikâye, güzel başlasın, güzel bitsin dedim. Tamam dedi ve başladı burada benim hikayem….

31 Ekim 2008 Cuma

SPİRİTÜELLİK NEDİR? NASIL KULLANILIR?

Çok yoğun bir ekim ayı geçirdim. Ardarda seminer, eğitim, konferans, moda fuarı, sergi çalışmaları derken yazmak istediğim şeyleri ancak yazabilme imkanı buluyorum. Öncellikle siteye yoğun bir ilgi var, burayı kurmamın amacı gittiğim seminer ve eğitimlerin dökümanlarını aktarıp herkesle paylaşmak sonrada okumuş olduğum kitapları burada beraber yorumlamak. O açıdan herkese teşekkürler...

İTKİB'de düzenlenen 2009 yaz ve 2009-2010 Sonbahar-Kış semineri ile ilgili fotoğrafları, dökümleri ve trendleri yakın zamanda yükliyeceğim. Ama şimdi yakın zamanda okuduğum birkaç kitap ile ilgili güzel şeyleri sizinle paylaşmak istiyorum.James ARTHURRAY Spiritüellik nedir, nasıl kullanılır? Spiritüel gücünüzü kullanarak akıl almaz işler başarmanın en kısa yolu nedir?.Kitabın içeriği 29 ana başlıktan oluşuyor. 1. egoyu aşmak 2. kişisel geçmişinizi silin 3. az, çoktur 4. kendiniz için yaşayın 5. kendinize güvenin 6. spiritüel kimliğinizin farkına varın 7. ciddi bir öğrenci olun 8. metafizikçi olun 9. bağlı ve istekli olun 10. rahatsızlıkta rahat edin 11. eşsiz olun 12. çıtanızı yüksek tutun 13. bir enerji alanı olduğunuzu görün 14. bedeninizi güç aracı olarak kullanın 15. sadece olun 16. dünyayı durdurun 17. sezgilerinizi izleyin 18. ''karşısında'' değil, ''yanında'' olun 19. sadece yapın 20. evinize taşının 21. küçük şeyleri sürekli yapın 22. bağışlayın ve özür dileyin 23. dünyayı yıkın 24. rüya zamanında yolculuk yapın 25. kusursuz olun 26. kendi tutkunuzun peşinden gidin 27. toplu düşünün 28. aydınlanma zamanı şimdidir 29. akışına bırakın v.b.. içeriği dolu dolu bir kitap.
Kitap da etkilendiğim bir hikayeden sizede bahsetmek istiyorum. Buda, yeni öğrencilerine, bir oğlu olan dul babayı anlatırdı. Adam bir iş seyahatindeyken, hırsızlar evine girmiş, evi yakmış ve oğlunu kaçırmış. Baba evine döndüğünde, evinin kül olduğunu ve oğlunun da yanıp ondan geriye yalnızca küllerinin kaldığını düşünmüş. Kalbi kırılan baba, külleri toplamış ve yanından hiç ayırmadığı bir kavanoza koymuş. Biraz zaman geçmiş, oğlu hırsızların elinden kaçmış ve eve, babasına koşmuş. Gece geç saatte eve gelen çocuk kapıyı çalmış. Baba, derin uykusundan uyanmış ve seslenmiş, ''kim o?'' oğlu yanıtlamış, ''benim baba, oğlun.'' acıyla öfkelenen baba, kötü kalpli bir çocuğun ona numara yaptığını düşünerek, oğlunu kapıdan kovmuş. Oğlu kendini anlatmaya çalışmış, ama baba dinlememiş. Sonunda çocuk bir daha dönmemek üzere oradan ayrılmış. Bu öyküden sonra, Buda yeni öğrencilerine şöyle derdi: ''Bazen gerçek olduğunu düşündüğünüz bir şeye öyle sıkı tutursunuz ki, gerçek kapınıza geldiğinde, onu içeri almazsınız.'' . İnançlarınızın kaçı gerçekten size ait?. Kaç tanesine kişisel deneyimleriniz sonuçunda ulaştınız?. Doğru olduğuna inandığınız şeyleri sorgulamak konusunda ne kadar açıksınız?Sokrates'in bir sözü vardır: ''Üzerinde düşünülmemiş yaşam, yaşanmaya değer değildir.'' Ciddi bir öğrenci olarak sizin öncellikli çalışmalarınız, içsel dünyanıza odaklanmalıdır. İçsel dünyanızın kaşifi olmalısınız. Size, hiçbir şekilde hayatı reddetmenizi ya da dünya işlerinden elinizi eteğinizi çekmenizi söylemiyorum; aslında tam tersi. Hangi mesleği ya da uğraşı seçerseniz seçin, kendinizi ona adayın. Kimse yarım yamalak yaşayarak, bir yaşam sürdüremez.

Bu zamana kadar, kişisel gelişim üzerine pek çok kitap okudum. secret, ferrari'sini satan bilge, koza kelebeği bilmez, düşün ve zengin ol, başarı hikayeleri, küçük şeyler, çekim yasası, ömrümden uzun ideallerim var, bolluk yasaları, paraşütünüz ne renk, çalışmamanın keyfi, hayalinizi yorganınıza göre uzatın, herşey seninlre başlar, limit sizsiniz v.s..Şu dönemde ise, en çok ilgimi çeken yazarlar arasında ROBERT T. KIYOSAKI yer alıyor. ''Zengin Baba, Yoksul Baba'' bu kitapta yoksullardan ve orta sınıftakilerden farklı olarak zenginler çocuklarına para hakkında neler öğretir?. İnsanların maddi sıkıntılar içinde boğuşmasının neden, okulda geçirdikleri onca yıl boyunca para konusunda hiçbir şey öğrenmemeleri. Sonuçta para için çalışmayı öğrenirler... ama parayı kendileri için çalıştırmasını hiç bilmezler. Zengin baba, yoksul baba'yı okuduktan sonra zengin olmak için yüksek bir gelire sahip olmanız gerektiği saplantısı yerle bir olacak. Evinizin bir aktif varlık olduğuna inancınız sarsılacak. Çocuklarınıza para kazanmanın yollarını öğretmek için okuldaki sisteme güvenmiyeceğinizi öğreneceksiniz. Aktif ve pasif varlıkları yeniden tanımlayacaksınız. Çocuklarınızın gelecekte finansal başarı sağlamaları için parayla ilgili onlara öğretmeniz gereken her şeyi öğreneceksiniz. Bir diğer kitap ise, ''Genç Emekli, Zengin Emekli'' nasıl çabucak zengin olunur ve nasıl hep zengin kalınır?. Bu kitap, sıfırdan başlayıp 10 yıldan az bir sürede mali açıdan özgürlüğe kavuşmuş olarak nasıl emekli olduğumuzun öyküsüdür. Siz de aynısını nasıl yapabileceğinizi keşfedin. ömrünüz boyunca çalışıp didinmek istemiyorsanız bu kitap tam size göre...

23 Aralık 2007 Pazar

BAŞARI HİKAYELERİ

Başarının bambu ağacı ile alakası ne?

Gerçekten doğru değil mi? Başarının bambu ağacı ile alakası ne olabilir ki; çinliler bambu ağacını şöyle yetiştirir:
''… Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. 1. yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı 2. yılda da toprağın dışına filiz vermez. 3. ve 4. yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.
Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla 5. yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.
Ve nihayet 5. yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve 6 hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.
Akla gelen ilk soru şudur;
Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı yokda 5 yıldamı ulaşmıştır?
Bu sorunun cevabı tabii ki 5 yıldır. Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi, ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik?..
Başarının şartları her zaman çok basittir.
1. Bir süre için çalışın
2. Bir süre tahammül edin
3. Her zaman inanın ve hiçbir zaman geri dönmeyin.

KAVAKLA KABAK


Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş bir zamanlar… Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına salınarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve nerdeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş.
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
'' Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç? ''
'' On yılda'' demiş kavak.
'' On yılda mı?'' diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak. ''
''Bak neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim! ''
'' Doğru'' demiş ağaç, '' Doğru''
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.
Sormuş endişeyle kavağa?
- Neler oluyor bana ağaç?.
- ''Ölüyorsun'' demiş kavak.
- Niçin?
- '' Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.''

SAĞIR KAPLUMBAĞA

Kaplumbağalar kendi aralarında yarış yapmak istemişler, zor yokuşlu tepeyi kim çıkarsa ona çok büyük ödül verileceği duyurulmuş.
Ama bu tepe o kadar yüksekmiş ki, kimse oraya çıkmaya ve tırmanmaya cesaret edemiyormuş. Sırf ödülü kazanmak için, hile yapmak niyetiyle bu yarışmaya katılmak istemiş bazı kaplumbağalar, ama katılmaya cesaret edemeyenler ise, dedikodu yapıyormuş kendi aralarında.
‘’ Kimse o tepeyi çıkamaz, boşuna uğraşmayın diye !..’’
Kaplumbağalar yarış zamanı gelince başlamışlar tırmanmaya, aradan saatler geçmiş, tepe varılacak gibi değil, bazıları pes etmeye başlamış, bazıları ise devam ediyormuş ama arkalarından bir ses; ‘’ Boşuna uğraşmayın, çıkamazsınız o tepeyi !.. ‘’
Kaplumbağalarının bazıları da, bu sese ve dedikoduya yenik düşmüşler. Ve pes etmişler, içlerinden bir tanesi yoluna devam etmiş, hiç yılmadan ve pes etmeden tepeyi tırmanmış.
Aşağıya indiğinde, o tepeyi nasıl tırmandın diye sormuşlar kaplumbağaya, hiç yanıt vermemiş kaplumbağa. Çünkü sağırmış. Sizde bazı şeyleri duymazdan gelin ve pes etmeden yolunuza devam edin.

Bu hikayeler size çocuk masalı gibi gelebilir, ama ders çıkarılması gereken hikayeler bence. Hayatın gerçekleri olarak kabul ettiğim bu hikayeleri sizlerinde ders çıkarmasını umduğum için paylaşamak istedim.

RESSAM VE ÖĞRENCİSİ

Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış.Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş.
Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gitmiş.
Usta ressam üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış..Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış.
Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş:"İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma."

Kaynak: Başarı hikayeleri

RENKLERİN DANSI


‘’ Sevgi ışıktır, ışık bilgi’’
Sloganımız buydu. İlk önce bale gösterisi ile başlamıştı, sonra çocukların ellerindeki renkli kurdeleler gökkuşağı gibi ışık ve sevginin çeşitli renklerini saçıyordu. Beyazlar içindeki çocuklar, masum görünüşlerine daha da çok masumiyet katıyordu. Ardından defile başlamıştı.
Midi boydan, uzun kloş boya doğru uzanan etek boyları, üzerindeki renkli boy orantılı ceketlerle kombin yaratıyordu. Büstiyer ve gömleklerin üzerindeki renkli pul işlemeler, transparan şort ve pantolonlarla bütün oluşturuyordu. Ceket ve eteklerdeki perspektif açı adeta dans ediyordu ve insana ‘’renklerin içinde, düşlerin içinde, olmak sessizce!..‘’ dedirtiyordu.
Şimdi merak ediyorsunuz değimli? Bu defile ne zaman, nerdeydi diye? Yıl, 1999, yer, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı, Saat: 19 suları. Yıllar geçti ardından ama aynı heyecanı tekrar içimde hissediyorum. İşte moda ve tasarımcılık böyle bir şey, yıllar geçsede hiçbir zaman o heyecanınızı yitirmiyorsunuz?