2 Nisan 2008 Çarşamba

LAGERFELD VE SIRLARI


Fransız Rodolphe Marconi’ nin yönettiği ve Nicole Kidman ile Monaco Prenses’i Caroline’in de katkıda bulunduğu, 20 yy. moda dünyasının dev isimlerinden biri olan Karl Lagerfeld ile ilgili çektiği bu belgesel tarzındaki filmi modayla ilgilenen, bu sektörde çalışan veya kendine bir yer edinmek isteyen herkesin izlemesi gerekiyordu, gerekiyordu diyorum çünkü artık hiçbir yerde oynamıyor maalesef.

Sanırım fazla rağbet görmedi ki, vizyona girdiği ilk hafta bile, belli seanslarda verildi, sonra hafta sonuna kaydırıldı. Daha sonra ise sadece G-mall Maçka Cinebonus da 16:30 seansında gösterildi. Ben izlemeye gittiğimde sinemada sadece 3 kişi vardı.

Moda tutkunu birisi olarak ve yıllarca birçok ünlü moda evinin yanı sıra kendi markasını da başarıyla devam ettirip, Chanel’ in takdir ettiğim baş tasarımcısı olarak gördüğüm Karl Lagerfeld tüm özel hayatını ve yaşamını film de açık yüreklilikle paylaşmış.


“Gözlüklerin arkasında saklı insan”dan büyülenen yönetmen Rodolphe Marconi, 10 yıldan uzun bir süredir Karl Lagerfeld hakkında bir belgesel yapmayı düşünür. Marconi 2004’teki ilk karşılaşmalarında Lagerfeld’i ikna etmeyi başarır ve çekimler ertesi gün başlar.
150 saatlik çekimlerin sonucunda, kelimenin tam anlamıyla ünlü modacı Karl Lagerfeld’in hayatını paylaşan Marconi, bir elbisenin hazırlaşını, söyleşileri, fotoğrafçılık ve resim çalışmalarını, sanat kitapları koleksiyonunu, Chanel’i, Fendi’yi, Lagerfeld Galeri’yi, dünyanın en güzel kızlarını, aktrislerini, dünyaca ünlü yıldızları yani kısaca yıldızın günlük hayatını bir yönetmen gözüyle gözler önüne seriyor.

Moda dünyasından tasarımcı, model, fotoğrafçı ya da aktörlerle görüşmekten keyif aldığını söyleyen Lagerfeld, çalışmadıkları zamanlarda ise bu tip insanlardan uzak durduklarını söyleyen, sadece gerçek sanatçı ve mimarlarla görüşen, ukala-mesafeli bir tavır takınan diğer meslektaşlarını anlamadığını da söylüyor.

1983 yılında Chanel moda eviyle yaptığı ilk işbirliği için "saygı artık satmıyordu, ben horlayan bir güzel satın aldım ve adeta ölüyü dirilttim" sözlerini kullanıyor.
Film de en etkilendiğim sahne, 2004 yılında CHANEL için hazırlamış olduğu o muhteşem koleksiyon. Genelde koleksiyon detaylarını ve modelleri rüyasında gördüğünü söylüyor Lagerfeld. Bu koleksiyonu da gece rüyasında görmüş ve sabaha hepsini detaylarına kadar çizmiş. Siyah mantolarla sahneye çıkan mankenler, beyaz daire şeklinde basamaklı merdivende sıralanırlar ve hepsi sahnede toplandıktan sonra beyaz-siyahın asilliği ile müziğin o en müthiş anında hepsi beraber mantolarının önünü açarlar. İçlerinde mantoların astarlarından kombin yapılmış ceket ve etekler, pantolonlar v.s. vardır. (Ama bu sahne görülmeye değer gerçekten.)

Lagerfeld çizim yaparken siyah ve kırmızıyı ağırlıkta kullanıyor, tasarımlarını renklendirirken ise, kara kalem üzerinde saten görüntüsünü veren en iyi şeyin tipeks olduğunu söylüyor. "Yağlıboya gibi durduğu için tipeksi seviyorum üstelik kurumasını beklemek zorunda da değilim, çünkü bunun için sabrım yok!" diyor. Ve mutlaka her çizimini çerçeveye alıyor, altına da imzasını atmayı unutmuyor.

Bence, Chanel’i ‘’Chanel’’ yapan yılların eskitemediği tasarımcı. Birde fotoğrafla ilgili bir hikâyesi var. Chanel’ in katalog çekimlerinde fotoğrafçıyla tartışmış defalarca yapılan çekimler sonucunda Lagerfeld çekilen hiçbir fotoğrafı beğenmemiş ve ardından fotoğrafçıda ‘’çok iyi biliyorsan sen yap’’ diye orada çekimleri bırakıp gitmiş. Karl Lagerfel da o günden beri tüm fotoğraf ve katalog çekimlerinin kendisinin yaptığını söylüyor.

Özel hayatındaki detaylarından bahsetmeye gelince, kendisi hiçbir dine mensup değil, ayrıca homoseksüel ve bunu da açık yüreklilikle paylaşıyor. Çocukken bir rahip annesine Lagerfeld için rahip olacak deyince annesi kesinlikle dinle ilgili hiçbir şeyden bahsetmeyip onu kiliseye bile götürmemiş. İlk cinsel deneyimi ise, 12 yaşında olmuş. Erkeklerden hoşlandığını annesine söyleyince annesi bunu gayet normal karşılamış. Çünkü üvey ablası da lezbiyenmiş, okulda öğretmenleriyle beraber olduğu için kaç kere okuldan atılmış. Ona göre hayatta kimse masum değil. İlk 12 yaşında bir karı-koca çiftin saldırısına uğramış. Annesiyle yine bunu paylaştığında annesi ona çok kırıtıyorsun o yüzden başına bu tür şeyler geliyor demiş.

Gözünden hiç çıkarmadığı siyah gözlükleri, üst üste taktığı gümüş yüzükleri, dik yakaları, takım elbiseleri ve ilginç topuklu ayakkabıları ile Karl Lagerfeld uzun bir yolcuğa çıkarken 10 yaşından beri yanından ayırmadığı küçük yastığını da yanında götürmeyi unutmuyor. Çocukken dadısı bu yastığı ona yapmış, üzerinde işlemeli lokomotif varmış, fakat şimdi eskidiği için artık yastığın üzerine başka bir şeyle kaplıyor fakat bu detayı da anlatmayı unutmuyor.

Kendini taşınabilir ve dönüştürülebilir olarak tanımlayan Lagerfeld, kendi kanatlarıyla uçmanın ancak köklerden koparak gerçekleşebileceğini söylüyor. Kimsenin hayatında kalıcı olmak gibi bir derdi olmayan ünlü modacı, hiçbir şeye bağlanmamak gerektiğini, bunun bir külfet olduğunu düşünüyor, Lagerfeld hayatta bir görünüp bir kaybolarak var olduğunu belirtiyor.

Ve en sevdiğim yönü ise şu oldu ki, yardımcılarına her hafta başı çikolata gönderip, her defile sonrası istedikleri ayakkabı, çanta veya kıyafeti almalarını söylüyormuş. O zaman herkes onunla çalışmak ister değimli?..


30 Mart 2008 Pazar

İSTANBUL FASHION LAB



13–15 Mart tarihleri arasında gerçekleşmiş olan Fashion Lab etkinliği, Fatih Sultan Mehmet’in top dökümü yapılmak üzere hazırlattığı tarihi ‘’Tophane-i Amire Binasında’’ ev sahipliği yaptı. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi bu mekânı, Moda Tasarımcıları Derneği’ni desteklemek amacıyla özel olarak tahsis etmiş. Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Devlet Bakanı Sn. Kürşat Tüzmen de, Türk moda tarihine yepyeni bir sayfa açacak olan İstanbul Fashion Lab projesini onaylayıp, destek vermiş. 3 gün süren, İstanbul Fashion Lab’de; tasarımcıların özgün defileleri 2009 Sonbahar/Kış sezonuna aitti. Aynı mekâna kurulmuş olan ‘designer’s showrooms’ alanı da; tasarımcıların gün boyu alıcılarla buluşacağı, koleksiyon siparişlerinin alınacağı özel bir buluşma mekânı oldu. İstanbul Fashion Lab Tasarımcılarının defile tarihleri ise şöyleydi;

13 MART 2008
14:30 Ümit Ünal, 17:30 Hatice Gökçe, 20:30 İdil Tarzi

14 MART 2008
17:30 Bahar Korçan, 20:30 Arzu Kaprol

15 MART 2008
17:30 Esra- Tuba Çetin, 20:30 Özlem Süer

Yılda iki defa düzenlenecek olan “İstanbul Fashion Lab”, 2010 yılında Avrupa’nın Kültür Başkenti seçilen İstanbul’u, Dünya Moda Takvimi’nde alternatif bir buluşma noktası haline getirmek ve Türk moda sektöründe tasarım markalarını profesyonel alıcı gruplarıyla buluşturmak.
Ben bunların arasında sadece Özlem Süer’e gitme fırsatını buldum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde yüksek lisans yaptığım için, orada tanışma şansımız olmuştu. Özlem Süer, Mimar Sinan Güzel Sanatlar' da Yrd. Doç ve Tekstil bölümünde birçok derse giriyor. Gerçekten çok başarılı bulduğum modacılardan sadece bir tanesi.

Moda tasarımcıları derneği üyelerinden olan diğer modacılarımızın da gerçekten defileleri görülmeye değerdi. Onları http://www.modaturkiye.com/ dan takip ettim. Oradan size ayıklayıp birkaç tane jpg formatlı resimleri birleştirip ekte yayınladım. Geri kalanını sizde benim gibi ayrıntılı görmek için siteden girip takip edebilirsiniz.

WOOLMARK VE İTKİB SEMİNERİ İLE İLGİLİ NOTLAR


Mart ayını çok seviyorum. Kış sezonunun bitimden sonra, tüm seminer ve eğitimler bu ay içerisinde oluyor, aynı zamanda mağazalarda yaz mevsimini karşılayıp artık koleksiyonlarını ve defilelerini bu ay içerisinde sergilemiş oluyorlar. Sanat dolu bir ay geçirdim. Şimdi nerden başlasam bilemiyorum, yazacak o kadar çok şey varki?...
Eğitim ve seminerler, fashion lab defilesi ve sinemalarda bir ilk Karl Lagerfeld sırları ve dolu dolu tiyatro-opera…
Ayın başından başlıyalım. 5 Mart Woolmark semineri 2009 yaz’a ait sunumu yapılan seminerde 4 tema işlendi, 1) Delicate Vagaries 2) Metallim Alchemies 3)Techno Rainbow 4) Vision of Nature

1) Delicate Vagaries; Bayanı, ajurlu ve jakar desenli trikolardan oluşup, renkleri ise, mor, lila, bej, kemik, yeşil gibi renkler bu temada kendini gösteriyor. Erkeğinde, düşük yakalı ve V yaka trikolar ağırlıkta olup, renkleri, açık tonlardan oluşuyor. Açık mavi, açık yeşil, sütlü kahve, bej, mat gri, petrol v.b gibi..

2) Metallim Alchemies; Bayanı, çizgili, daire ve geometrik desenlerden oluşan trikolar olup, metalik renkleri burada fazlasıyla görebiliyoruz. Simli iplikler hem desenlerin geçişinde hem de çizgilerde kullanılmış. Onun dışında, fıstık yeşili, siyah ve petrol renkleri de mevcut. Erkeğinde de, geometrik desenler fazlasıyla ağırlıkta olup, bayanıyla bütün oluşturan metalik gri tonları, yeşilin göze çarpan uçuk tonlarını burada hissedebiliyoruz.

3) Techno Rainbow; Bayanında, çiçek desenli trikolarla, fırfır, büzgü ve pililerden oluşan hırka, kazak ve elbiseler yer alıyor. Renkler, mor-lila, degrade geçişler, baskı çeşitleri. Erkeğinde renkler çok canlı, sarı, pembe, yeşil, petrol, mavi olup, flok baskılar ve batik tarzı geçişler yer alıyor.

4) Vision of Nature; Bayanı, triko elbiseleriyle göze çarpıyor. Hırka, kazaklarda değişik aksesuar esprileri ve kumaş detayları kullanılmış. Renkleri ise, gül kurusu, pembe tonları, turkuaz, doğa renkleri. Erkeğinde ise, seramik ve çini desenlerinden ilham alınmış. Süveter ve hırkalar, ceketvari kapşonlu mont görünümlü çift taraflı hırkalar, aynı zamanda, degrade geçişler yine bu temada var. Renklerde alabildiğine canlı yaz renkleri.
2009 yaz temalarının sunumlarının dışında, ilginç trikodan yapılmış aksesuarlar da dikkatimizi çekti. Dikişsiz triko elbiseler, dikişsiz şapka, çok amaçlı farklı boylardan oluşan çantalar, atkı, bere, eldiven tozluk çeşitleri, pantolon askıları, panço, şal, kemer, kravat, papyon, pareo gibi ürünler stoll makinalarında yapılmış.
Bu gösterilerin ardından trikodaki ipliklere göre yıkama talimatlarının uygulanışı anlatılıp, farklı ipliklerin kullanımından örülmüş trikoların görüntüleri ilginçti. Yıkanan ve yıkanmayan ipliklerdeki keçe görünümü ve yıkanınca renk değiştiren degrade görünüşlü iplikler incelenmeye değerdi.

Gelelim 11 Mart İTKİB seminerine, Promostyl (2009 Yaz Trendleri) burada da 4 tema işlenmiş.
1) Utopia (Ütopya); Sanal ile gerçek arasındaki sınırda en doğal yoldan birleşme olasılığı. Renkler, belirsiz ve gizliliğin dumanlı tonlarda yansıması. Su ve hava, geçici, ışıltılı buğulu tonlar… petrol mavisinin izleri. Kadın, erkek ceketi ile combine t-shirtvari elbiselerin geleceğin izlerini taşıyan dikimlerde kıvrımlı ve hareketli kesimleri hakim. Erkek, daha kullanışlı, ergonomik kesimlerin hakim olduğu ‘’ eco yüksek teknoloji’’ ile üretilmiş modeller.
2) Euphoria (Keyif); Etnik ile kentsel arasındaki sınırda yeni bütünsel cazibe. Renkler; coşkulu, yaza uygun rengarenk, ışıltılı ve enerjik, pastel dokunuşları olan renk cümbüşüne sahip. Kadın, ‘’ kolay yaşam’’ teması sayesinde yumuşayan hacimlerin tek renk kullanımı ile sadeleşmiş hali hakim. Süveter elbiseler, yarasa kollar terzi elinden çıkma görüntü, dozunda ayarlanmış aksesuar kullanımı mevcut. Erkek, rengarenk, buruşmaz spor giyim ve takım elbise yelpazesi mevcut. Sofistike kesimler, ince dikimler.
3) Academic (Akademik); Klasisizm ve Avant-Garde arasındaki sınırdaki çağdaş mükemmellik. Renkler, ‘’club’’ esintili klasik renkler. Opak renkler ile pastel tonların birleşiminin parlak mor ve mavi ile karışımını barındırıyor. Kadın, antik yunan ile 80’lerin Japon tasarımcılarının yapı bozucu hacimlerinin bir araya gelmesi. Geniş yazlık montlar ve paçaları kıvrık pantolonlar. Erkek, minimalist düz çizgilerle bezeli ince, dar klasik kesimler ve spor giyimin birbiri ile uyumlu renkleri hakim.
4) Spectacle (gösteri); İyi ve kötü beğeni arasındaki sınırda kışkırtıcı ve tutkulu. Çok iddialı. Renkler, çok renkli vintage tarza sıcak, içten sarı ve pas rengi tonlar, gül kurusu ve kırmızı renkler eşlik ediyor, bunlara ek olarak retro mavi ve yeşilleri de içinde barındırıyor. Kadın, ‘’ kitsch olan da kadınsı olabilir’’ düşüncesinden hareketle yüksek bel kesimleri, uçuşan pantolonlar ve ‘’oyun kartı’’ motiflerinin hakim olduğu üstler. Dozunda ayarlanmış aksesuar kullanımı mevcut. Erkek, kent yaşamından sörfçü tarzının hakim olduğu sportif görüntüyü ortaya çıkartan desenler ve kesimler, mendiller ve 50’lerin jean pantolonları… ‘’ show-off’’ ruhuyla yaratılmış aksesuarlarda tamamlayıcı.


Bunların hepsini bir arada hiçbir yerde bulamazsınız değerini bilin ve paylaşmasını bilin. :)

25 Şubat 2008 Pazartesi

MODA TASARIMCILARI DERNEĞİ


Türkiye’ de moda tasarımcılığı adı altında farklı kurumlar var. Fakat, başkanlığının Bahar Korçan’ nın yürüttüğü, Moda Tasarımcıları derneği çok profesyonel modacıların birlik olup yürüttüğü ve gençlere de öncülük ettiği bir kurum. Kurucuları; Bahar Korçan, Arzu Kaprol, Ümit Ünal, İdil Tarzı, Özlem Süer, Hatice Gökçe, Hakan Yıldırım ve Ezra & Tuba Çetin.
Vizyonları; Türkiye de moda tasarım sektörünün, dünya moda akımlarının oluşumunda belirleyici bir ‘’ ekol ‘’ haline gelmesini sağlamak.
Misyonları; İstanbul odaklı Türkiye’yi dünyanın ‘’ Moda Tasarım Havzası’’ yapmak; Kenti bizzat tasarım nesnesi olarak ele alıp, İstanbul’ un kültürel katmanlarını tasarımla buluşturmak. Tasarımın katma değer yaratan rolünü, çok yönlü medya iletişimiyle kamuoyu gündemine taşımak. ‘’ Yaratıcı marka’’ olmak isteyen ‘’Sanayi’’ ile ‘’ Özgün- Yenilikçi’’ olmak isteyen tasarımcıyı buluşturmak. Türk moda tasarım sektörünün mesleki tanım ve standartlarını oluşturmak ve etik değerlerini belirlemek. Türk moda tarihinin ve moda tasarımcılarının arşivini oluşturmak. Moda tasarımcıları ve ilgili disiplinler arasında iletişim ve işbirlikleri geliştirerek Türk moda sektörünün gelişimine katkıda bulunmak…

Neden moda tasarımcıları derneği diye sorarsanız?
Ülkede moda tasarımı konusunda talep artışının olması ve sektörün henüz oluşmamış olması, tasarım pazarının oluşmamış olması, ayrıca standart ve etik değerlerin belirlenmemiş olması.
Buluşma platformu eksikliği, tasarımı ticari değere dönüştürecek kanal eksikliği, sektörel hafıza eksikliği, tasarım yönetimi yapılamamakta ve en önemlisi kavramsal kargaşa.
Moda tasarımcıları derneği üyelerine neler sağlıyor?
Yurt dışı fuarlara katılma imkanı, yurt içi fuarlarda stant desteği, firma tasarımcı eşleştirmeleri, moda etkinliklerinde ürün sergileme imkanı, ulusal ve uluslar arası basın iletişim desteği, iç piyasada metrekare sağlama desteği, projelerde yer alma imkanı.
Moda tasarımcıları derneğine kimler başvurabilir?
4 kategoriden oluşan kişiler moda tasarımcıları derneğine başvurabiliyor.

1) Moda tasarımcıları; en az 10 senedir moda tasarımcılığı yapan, yurtiçi-yurtdışı fuarlara katılmış, en az bir defile, sergi, gösteri düzenlemiş yada koleksiyonu hazırlamış, kendi şirketini kurmuş, markasını yaratmış, istihdam sağlayan ya da firmalara koleksiyon hazırlayan yada firmalara tasarım danışmanlığı yapan kişilerdir.
2) Genç moda tasarımcıları; 0-10 sene arası moda tasarımcılığı yapan ve moda tasarımcıları kategorisi kriterlerinden en az birini yerine getirmiş kişilerdir.
3) Destekçiler; Sektöre ve derneğe katkı sağlayan kişi ve kurumlar.
4) Gönüllüler, üniversite ve eğitim kurumların öğrencileri ve yeni mezun gençlerin oluşturduğu grup. Dernek proje ve organizasyonlarına destek verecek kişilerdir.
Ayrıca gönüllü üyeler, tasarımcılar ile tanışma fırsatı ediniyor ve staj programından yaralanıyor.
Bence, modaya gönül veren tüm tasarımcı arkadaşların burada buluşması vizyonları açısından çok önemli. İnovatif fikirler üretip, tekstil ve moda sektöründe yer almak istiyorsanız bu ve benzeri derneklerde yer almanız gerekli diye düşünüyorum.

17 Şubat 2008 Pazar

ÖNCE MÜŞTERİ (CRM)



Müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) firmanın büyüklüğüne ve içinde bulunduğu sektöre
bakılmaksızın tüm firmaların şu ya da bu şekilde uygulamaya çalıştığı bir model. Bir firma için temel amaç para kazanmak ve bu geliri sürekli hale getirebilmek.
Sürekli gelir ise ya sürekli yeni müşteriler elde etmekten ya da mevcut müşterileri elde tutmaktan geçiyor. İşte CRM bu noktada çok önemli.

Müşteri ilişkileri yönetimi ya da çok popüler kısaltması ile CRM, son birkaç yılda, her ölçekten şirketin stratejik ajandasında yer alan bir yatırım. Üzerine binlerce rapor yazılan, milyonlarca dolar yatırım yapılan ve hala gelişmeyi sürdüren bu alan acaba iş dünyası için neler vaat ediyor?
Öncellikle CRM pazarının son yıllarda nasıl bir gelişme sürecinde olduğuna bakıldığında karşımıza iş dünyasının yaşadığı büyük değişim çıkıyor. Dünyada, hemen hemen tüm pazarlarda rekabetin arttığı, ürünlerin pazara girme sürelerinin kısaldığı ve marjların düştüğü bir ortamda müşteriye daha etkin ulaşmak, müşterinin isteklerini anlayarak ürün ve hizmetleri bu yönde şekillendirmek de büyük önem taşıyor.
CRM’ in C’ si yani müşteri (customer) kavramının son yıllarda yaşadığı değişim gerçekten inanılmaz boyutlara ulaştı. Bu yeni döneme gelinmesinde birkaç temel nokta büyük rol oynadı.

. Ürün ve hizmet çeşitliliğinin inanılmaz biçimde artması ve müşterilerin tercih olasılıklarının çoğalması.

. Bilgi ve iletişim teknolojilerini etkin kullanan müşterilerin, bilgiye, rakibe ve eşdeğer ürünlere çok kolay erişebilir bir hale gelmesi

. Teknolojik yapılar, ürün ve hizmetlerin pazarlanmasından dağıtım kanalına dek iş süreçlerini değiştirdi ve müşterilere çok farklı kanallardan erişim sağladı. Bu aşamada müşteriyi elde tutmanın yolları da farklılaştırdı.

Müşteriyi elde tutmanın yolu

CRM bir kültürdür ve bu kültürün firmaya yerleşmesi zaman alır. Eskiden mahalle bakkalının uyguladığı sistem aslında müşteri ilişkileri yönetiminin temelini oluşturmaktadır. Mahalle bakkalı müşterilerini birebir tanır, onların hatırını sorar ve hatta ihtiyaçlarını tahmin ederek onlara hatırlatır. Böylelikle sadık müşteri portföyü oluştururdu. Bugün ise binlerce müşterisi ve yüzlerce çalışanı olan bir CRM kültürünün benimsemesi gerekiyor.
Yapılan birçok araştırma, müşteriyi elde tutmanın, yeni müşteri kazanmaktan çok daha karlı bir iş olduğunu ortaya koyuyor. Müşteriyi elde tutmak da, taleplerini tam anlamıyla karşılamak ve bunları kısa sürede kullanılabilir hale getirmekten geçiyor.
Müşteriye ihtiyaç ve arzularına göre farklı çözümler sunabilmek bu doğrultuda çok önemli.
Özellikle, 5 yılda bir müşterinin yaklaşık yarısını kaybeden şirketlerin buna acil bir çözüm bulması gerekiyor. Sonuç olarak CRM iş alanınız ne olursa olsun, müşteri ilişkileri ve müşteri ilişkileri yönetiminden geçiyor.

20 Ocak 2008 Pazar

HAYATA DAİR :)


Güzel şeylerin olsun, ama bunların esiri olma. Bunlara sahip ol, ama onların sana sahip olmasına izin verme. Hayatının ana amacını çok daha önemli çabalara ayır. Örneğin en yüksek potansiyelini keşfetmek gibi, kendini başkalarına adamak ve kendinden çok daha yüce bir şey uğruna yaşamak gibi. Başarı güzel şey, ama oyunun asıl adı ‘’mana’’ dır.

Bizim kazanmamız için mutlaka birinin kaybetmesi gerektiği yolunda yanlış varsayıma sahibiz. Birinin sana elini uzatması için, önce sen o insanın yüreğine dokunmalısın.
Başarılı ve doyuma ulaşmış insanlar düşünmeye, plan yapmaya zaman ayırır. Hayatlarını uyanık yaşarlar. Çünkü her günün inanılmaz değerli bir armağan olduğunu bilirler. Buna inanmıyorsanız eve giderken hastaneye uğrayıp, kanser koğuşunda birileriyle konuş. Bir gün fazla yaşamak için neleri feda edeceklerini sor?
Çoğu insanın kalabalığı izlediği, kendi rüyasını yaşamak yerine herkesin yaptığını yapmaya çalıştığı bir dünyada yaşadığımıza inanmak zor. Bir insanın yaşayabileceği en büyük pişmanlık, ömrünün sonuna vardığında rüyalarını yaşamamış olmaları ve hayallerini gerçekleştirememiş olmalarıdır. Çık arenaya, eleştirenleri unut, sana verilen günlerin armağanıyla özgürce büyük oyna. Hayat kısa, yıllar tıpkı sıcak kumsalda parmaklarının arasından akan kumlar gibi çabucak akıp gidiyor. İnsan kendilerini özel hissedip, parıldamak, yeteneklerini gün ışığına çıkarmak için yaratılmışlardır. Bunu gerçekleştirmek için fazla gecikmemek gerek. Hayatta bir tek başarısızlık vardır, o da denememektir. En büyük başarısızlık, en yüce oyununu oynamak istememektir, seni ürküten yerlere doğru yürümemektir.
Yaşamın vermediğiniz sevgiyle, kullanmadığınız güçle, hiçbir riske girmeyen bencilce bir sakınmayla ve acıdan kaçıp mutluluğu da kaçırarak harcandığına, yaşadığım her yıl giderek daha çok ikna oluyorum. Hayatta bir kez olsun dizginleri gevşetmekten kimseye zarar gelmez.
Uyudum rüyamda, hayatın sevinç olduğunu gördüm, sonra uyandım, hayatın görev olduğunu anladım.
Hayat şimdi yaşanır. Geçmiş zaman bir mezardır, geçmişin eseri olmayın, geleceğin mimari olun. Geçmişiniz çok iyiyse size ışık tutsun ama kötüyse bırakın onları mezarlarda yerlerini bulsun. Geçmişteki hatalarını büyümek, öğrenmek ve ders almak için kullan. Sürekli hayatı dikiz aynasına bakarak yaşayamayız, önümüze bakıp yol almalıyız.
Gelecekle ilgili plan yapıp, hedef ve ideallerimizi belirlemeliyiz. Programlı davranmak her zaman işe yarar. Yalnızca şimdiki zaman odaklanırsan, mutlu insan olursun. Çölde hayat olduğunu, gökte yıldızlar olduğunu, bizi sevenlerin olduğunu görürüz. Hayat da o zaman bizim için bir eğlenceye dönüşür ve koskoca festival olur. Hayatın sınavları, bilgelik toplamak için fırsattır, eğer istersek kendi otantik gücümüzün daha çoğunu hatırlamak için vesiledir. Ama unutmayalım, her hayatın içinde zaferler, güzel zamanlar da vardır. Zorluklar kalıcı değildir. Engeller de öyle. Hiçbir acı ebediyete kadar sürmez. Biz o acıyı yaşarken, sanki hiç geçmeyecekmiş gibi gelir, ama öyle değildir. Zor dönemler bizi yontar, daha iyi hale getirir. Eğer bu doğa kanunlarına dikkat etmeyi seçer, hayatımızı onlara derin bir saygı göstererek yaşarsak, otoyolda geçen zamanımız daha çok, yan yollarda, zorluklarla boğuşarak geçen zamanımız daha az olur. Böylelikle çekeceğimiz acı miktarını büyük ölçüde azaltabiliriz. Bu dünyaya tesadüfen gelmedik, hepimiz bir amaç uğruna geldik. O amaç da, büyüyüp dağ olmak, küçülüp kum tanesi olmak değil.

Hayallerinizi sevin, ideallerinizi sevin; yüreğiniz kıpırdatan müziği, zihninizi biçimlendiren güzelliği, en soylu düşünceleriniz sarmalayan güzelliği sevin, çünkü bunlardan tüm sevinç dolu koşullar, cennetsi ortamlar doğacaktır; eğer bunlara sadık kalırsanız, dünyanız sonunda mutlaka kurulacaktır.

ADANMIŞLIKLAR VE İDEALLER İÇİN...


5 GÜNLÜK ÇALIŞMA

1. Her sabah 5’te kalk. Erken kalkanlar hayattan en iyi şeyi alabilenlerdir.
2. Günün ilk 1 saatini ‘’kutsal saat’’ olarak ayır. Bu senin kutsal zamanındır ve sana içsel çalışmalarını yapma fırsatı verir. Dua etme, meditasyon, günlük tutma, bilgelik üzerine bir şeyler okuma, geleceğinle ilgili plan ve program yapma, hayatının durumunu düşünme gibi faaliyetler, en yüce hayatını yaşamana yardımcı olacaktır.
3. Kimsenin senden beklemediği bir sevgi, merhamet ve karakter sergile. Böyle yapmakla, yeni bir dünyanın oluşması için kendi üstüne düşeni yapmış olursun.
4. İşinde kimsenin senden beklemediği kadar yüksek bir kusursuzluk sergile. Karşılığında sana bereket ve tatmin akacaktır.
5. Kendini bildiğin en sevgi dolu insan olmaya ada, düşüncelerin duyguların ve hareketlerin, dünyanın yaşayan en büyük insanlarından biriymişsin gibi olsun (çünkü öylesin) Hayatın bir daha asla aynı olmayacaktır ve birçok hayatı da kutsamış olacaksın.
Zaman bize verilmiş en değerli hazine, bu hazineyi doğru bir şekilde kullanmakta, harcamakta bizim elimizde. Keşkelerle hayatını tüketme. Onlardan ders çıkar ve bir daha yapmamaya çalış. İnsanları affet, onlara karşı anlayışlı ve sevecen ol. Gün gelir sana bir şekilde geri döner.


BAŞARILI-BAŞARISIZ

1. Başarılı insan daima çözümün bir parçasıdır. Başarısız insan ise, daima sorunun bir parçasıdır.
2. Başarılı insanın her zaman bir programı vardır. Başarısız insanın ise , her zaman bir mazereti vardır.
3. Başarılı insan işine yardım edeyim der. Başarısız ise, benim işim değil der.
4. Başarılı insan her soruna bir çözüm bulur. Başarısız insan ise, her çözümde bir sorun görür.
5. Başarılı insan en olumsuz durumda bile, bir çıkış bulur. Başarısız ise, en olumlu durumda bile engeller bulur.
6. Başarılı insan zor olabilir ama imkansız değil der. Başarısız ise, mümkün olabilir ama çok zor der.
Hayatınızda adanmışlıklar ve başarı dolu idealleriniz için !...

kaynakça; Robin Sharma '' koza kelebeği bilmez'', başarı hikayeleri